HAYRAT
1976 yýlýnýn baðbozumu zamanýydý. Sonbaharýn izleri rüzgârýn esintisinde yavaþ yavaþ kendini hissettirmekteydi. Avrupa?ya giden binlerce iþçiden biri olan Mehmet Bey Fransýz eþiyle beraber özel otomobiliyle doðduðu büyüdüðü yerleri görmek,ziyaret etmek ve sýla-i rahimde bulunmak üzere köyüne doðru gidiyordu. Toros daðlarýnýn yamaçlarýnda virajlý, dik, uçurumlu ve çok rampa olan toprak yoldan dikkatlice ilerliyorlardý.
200-300 metre yüksekliðindeki kalyonlarýn arasýndan akan Göksu nehrinin saðýnda ve solunda göðe doðru yükselmiþ kavak aðaçlarý, insanlarýn bayýrlarý teraslamak suretiyle yaptýðý bahçeler, baðlar, aðaçlar? Muhteþem bir manzara sunmaktaydý. Arabanýn camýndan giren tertemiz hava, güneþin kýrýlan ýþýklarýyla oluþan renk cümbüþü, muhteþem doða? Ýnsana bambaþka bir huzur veriyordu.
Mehmet Bey?in gözünde yaþadýðý hatýralarý canlanýyor, doðduðu topraklarda özlem gidermekteydi. Refah seviyesi çok yüksek Modern bir hayatta yetiþmiþ Fransýz eþi ise ilk defa gördüðü bu yerleri tanýmaya, tanýmlamaya çalýþýyordu. Burasý neresi?Nasýl bir yerdeydiler? Bu daðýn kýrýn baþýnda ne iþleri vardý? Arabalarý arýzalansa ne yapacaklardý? Ya hastalansa kimden yardým alacaklardý?...
Araba Firen gýcýrtýlarý arasýnda rampa aþaðý keskin virajlý toprak yoldan Göksu üzerinde bulunan bir arabanýn geçebileceði kadar dar köprüyü geçmiþ yine virajlý dik rampa yasarmýþ, ikinci virajý dönmüþlerdi ki yaþlý bir amca pejmürde haliyle arabanýn önüne atlayýverdi.
Mehmet Bey de Fransýz eþi de çok þaþýrmýþlardý. Ne olup bittiðini anlamaya çalýþýyorlardý. 70-80 yaþlarýnda saçý sakalýna karýþmýþ, üstü baþý toz toprak içinde bir yaþlý. Kýrk yamalý eski elbisesinin tek bir ipini çeksen kýrk yamalýðý da dökülecek haldeydi.Güneþten eli yüzü kararmýþ belki de çalýþmanýn verdiði yorgunluktan olsa gerek ayakta durmakta zorlanýyordu. Mütebessim bir ifade ile nasýrdan çatlamýþ elleri arasýnda tuttuðu üzüm salkýmýný uzatarak; ?Üzüm yiyin üzüm. Bu benim hayrýmdýr, ikramýmdýr. Aha þurasý da benim hayratýmdýr. Gelip geçen yesin-içsin diye orayý vakfettim. Bura HAYRAT, HAYRAT? diyordu. Hareketleriyle de ?Eðer almazsanýz üzülürüm ha? der gibiydi. Ýkramýn kabulü de onu çok mutlu etmiþ olacak ki sevinci yüzünden okunuyordu.
Mehmet Bey buralarýn yabancýsý deðildi. O bu kültürün insanýydý. Ama eþi daha önce böyle bir þeye þahit olmamýþtý. Olup bitenleri anlamaya çalýþýyordu. Bu adam da kim? Burada bu ýssýz yerde ne iþi var? Hasta mýydý? Ne istiyordu? Elindeki üzümü satmaya mý çalýþýyordu? Sanki Fransa banliyösünde rastladýðý dilenciler burada dað baþýndaydý?
Mehmet Bey durumu Türkçe bilmeyen ve bir Hýristiyan (Katolik) olan Fransýz eþine izah etti. "Bizim buralarda insanlar sevap kazanmak amacýyla hayýrlý iþler, iyilikler yaparlar. Ýnsanlarýn yararýna yol,çeþme, köprü, cami okul yaptýrýrlar. Bunun için birikimlerini güç ve kuvvetlerini karþýlýksýz harcarlar. Ýþte bu adamda burada bu üzüm baðýný yetiþtirmiþ, her yýlda bakýmýný yaparak gelip-geçen insanlar yesin diye, burayý topraðýyla beraber vakfetmiþ. Biz buna HAYRAT diyoruz. Buradan kendisi de yemez ha, gelip-geçen yer, kurtlar-kuþlar yer, börtü-böcek yer?.
Fransýz gelin bu olay karþýsýnda çok müteessir olmuþtu. Bu yaþlý pejmürde adam kendi çok muhtaç olmasýna raðmen neden Ýnsanlar yararýna bir þeyler yapmaya çalýþýyordu. Bu çok ulvi davranýþ dikkatini çekti. ?Bu kültür, bu medeniyet, bu davranýþ nasýl bir þey böyle? Bizim oralarda Fransa'da böyle bir þey yok? Herkes kendine yaþar, kendisi için yaþar, kimse kimseye ücretsiz bir þey vermezde almazda. Ben, bu vefakâr insanlarý yakýndan tanýmalýyým? diye düþündü.
Ve bu kadim medeniyeti, bu kültürü ortaya çýkaran Ýslam?ý sorgulamaya baþladý... Kýsa bir süre sonra Ýslam medeniyetinin meydana getirdiði bu kültürün etkisi ve Allah?ýn inayetiyle Müslüman oldu. Fransýz gelin; ?Benim yerim burasýdýr? diyerek Türkiye?de yaþamayý ve ölünce buraya defnedilmeyi vasiyet etti.
Bir Hayýr Duada Yer Almak Ümidiyle?